Özlem - ÇağrışımlarHayatıma giren kaç Özlem oldu bilmiyorum. Bir tanesini hatırlıyorum, bir düğündeydik galiba... Çok küçüktüm saçlarım kısacık şimdikinin aksine, üstümde beyaz bir elbise ne olduğunu -kimbilir ne- asla hatırlamadığım bir şarkı eşliğinde dansederken bir fotoğraf karesi. Bir kızla dansetmek çok garip... Ama küçükken sırf fotoğraf çekmek için belki de, denenmiş bir kombinasyon. (
Not: Aslında küçük kızlar bunu hep yapar, erkekler o dönemde düşman yaratıklardır ne de olsa.)
İkinci hatırladığım Özlem ise üniversiteden bir arkadaş. Nasıl tanıştık, nasıl konuşmaya başladık bilmiyorum (muhtemelen saçma bir iskambil falıydı!) O anla ilgili net olarak tek hatırladığım şey konumuzun ana fikrinin Özlem'in C. adlı bir arkadaşımızdan hoşlandığı ve onun kendisine karşı bir ilgisi olup olmadığını bilmek istemesiydi. (Zaten Beycafe'de bunun gibi manzaralara rastlamak çok doğaldı.)
Neyse, bu Özlem hatırladığım ilk Özlem'den çok farklıydı. Çünkü çok ilginç bir kızdı. Bu ilginçliğin kaynağı asla giyim kuşam saç baş gibi farklı olmak adına denenen saçmalıklarla örülmüş olması değildi, tamamen karakter özellikleriyle ilgiliydi. Tuttuğunu koparan, kararlı, belki biraz sabit fikirli, karamsar ama olayları pek çok yönüyle görebilen, herşeyi (bir şekilde) mantık çerçevesinde değerlendirebilen, dobra dobra her düşündüğünü - bazen kırıcı gibi görünse de sizi önemsediğini hissettiren ve asla ona
kırılamayacağınız ama hak vereceğiniz bir biçimde- söyleyebilen bir kızdı. Bütün bunları farketmem tabii ki bir anda olmadı, zaman geçtikçe, konuştukça, birbirimizi daha iyi tanıdıkça oldu. C. ile çıkmaya başladıktan ve kampüsler ayrıldıktan sora görüşmelerimizin arasına çok uzun süreler girmeye başladı ama her görüştüğümüzde aynı kızı görebildim ben. Maalesef yıllar sonra C. ile de yolları ayrılınca bizim de iletişimimiz kopmuş oldu bir şekilde. Kaybedilmemesi gereken br insandı belki de...
Bahsetmek istediğim asıl Özlem'ler bunlar değildi ya neyse... İlk çağrışımlar iyidir.
Özlem - AslındaAsıl bahsetmek istediğim özlem hayatımızım içinde hep yeralan. Her şeye özlem duymaz mı insan aslında? Geçmişe, çocukluğuna, gençliğine, güzel günlerine, yaptıklarına, yapamadıklarına, arkadaşlarına, ailesine, asla sahip olamadıklarına, kaybettiklerine...
Ben de bu aralar özlem duymaktayım. Özlem duyduğum bazı şeyler geri getiremeyeceklerim ama yenisini tekrar tekrar yaşayabileceklerim, güzel günlerim gibi... Bazı şeylerse benden uzakta olanlar, erişemediklerim; mesafeler yüzünden ya da kısa bir süre için. Mesafeler adına yapılabilecek pek bir şey yok belki, kısaltmak gibi bir çözüm yok ne de olsa. Özlemi giderecek yeni metodlar gerekiyor sadece. Çünkü bazen 'bir sesini duymak', 'bir resmini görmek' yetiyor insana. Araya kısa da olsa bir zamanın girdiği özlemlerse benim için bu aralar en kötü olanı. Sanırım şu an hayatımda en kolay ulaşabildiğim şey aynı zamanda en çok özlediğim de. Bunu bugün
anladım,
her an yanınızda olabilecek kadar yakın ama olmadığı
anda özlem duygusunu tetiklemekte
bir an bile tereddüt etmeyecek bir şey.
(An-ladım.) Hastalık diye düşünecesiniz belki ya da takıntı ama değil ve ben koymayacağım adını - koyan çoktan koymuş zaten-...
Özlem garip bir duygu, sizi ne zaman saracağını ya da size neler yaptırabileceğini asla kestiremiyorsunuz. Sırf özlem duydunuz diye gemişe, yıllardır uzattığınız saçlarınızı kısacık kestirebilir ve sonrasında buna bin pişman olabilirsiniz kolaylıkla. Ya da sırf özlem duydunuz diye cebinizdeki tüm paraya kıyıp uzak diyarlara doğru yol alabilirsiniz, sırf o diyarı veya diyarlardakileri görebilmek için. Garip şey özlem. Fakat en garip kısmı da o an yanınızda yanıbaşınızda duran şeye bile özlem duyabiliyor olmanız hala, bitmeden, tükenmeden... Benim en yoğun yaşadığım özlem bu bu aralar.
Dokunabileceğim kadar yakın ama özlem duyacağım kadar uzak, asla doyamayacağım kadar leziz ve kaybetmeye katlanamayacağım kadar eşsiz...