24 Aralık 2009 Perşembe

AVATAR - İNCELEME



Efendim,18 Aralık günü (yani gösterime ilk girdiği gün - böbürlendim)  izlemiş olduğum Avatar filmiyle ilgili bir şeyler yazabileceğim sonunda. Bu kadar geciktirmek istemezdim ama gerçekten de yazabilecek kıvama ancak geldim sanıyorum.

Filmin Amerika'nın Irak'a girmiş olmasına gönderme yaptığına - yani Pandora'nın Irak'ı, buldukları çok pahalı madenin petrolu, dünyanın çok kötü bir durumda olup da dünyalıların yeni bir gezegene el atmak istemelerinin Amerika'nın ekonomik çöküşünü sembolize ettiğine falan- takılmayacağım. Çünkü James Cameron da Avatar'ın Londra galasından önce kendi ağzıyla bu konuya değinmiş ve demiş ki ;

" We went down a path that cost several hundreds of thousands of Iraqi lives. I don’t think the American people even know why it was done. So it’s all about opening your eyes.".

Yani;

'Biz binlerce Iraklı'nın hayatına mal olan bir yol izledik. Amerikan halkının bunun ne amaçla yapıldığını bile bildiklerini zannetmiyorum. Bu sadece gözlerinizi açmak için.' 

Yönetmenin kendisi bile filmin böyle bir gönderme içerdiğini söylediğine göre benim bu konuya değinmem pek de mantıklı değil sanırım. Anlayan anlıyor zaten.

Gelelim filme konusuna ve efektlerine...

James Cameron'un deyişiyle bu filmin çıkışı 'çocukluğunda okuduğu her türlü bilim kurgu kitabı' na dayanmaktaymış. Emperyalizm ve Biyolojik çeşitlilik kavramları da filmin içeriğini oluşturmaktaymış. Konusu ise At Play in the Fields of the Lord, The Emerald Forest, en çok da Dances with Wolves  filmleri  ile benzerlik göstermekteymiş.

James Cameron'a Emperyalizm ve biyolojik çeşitlilik konularında kesinlikle katılıyorum (izleyen herkes de buna katılıyordur zaten!).  Bazı kısımları tahmin edilebilir olmasına rağmen güzel bir kurgusu olduğunu da düşünüyorum ayrıca. Ama benim asıl değinmek istediğim kısım, film çıkmadan önceki yazımda da (bkz. AVATAR) dediğim gibi 3D de bir çığır açıp açmayacağı konusu.

Ve evet, kararımı verdim yeni bir çığır açılmış bana göre! Bundan sonrakiler en az bu kadar iyi olmak zorundalar, duyrulur! Efektler de çekimler de oyunculuk ve animasyonların gerçekçilikleri de çok çok iyi!

Öncelikle Pandora'ya aşık oldum, bu kadarını söyleyebilirim. Harika bir dünya yaratmışlar. Ellerine, beyinlerine sağlık! Tüm bunları yapanların insan olabileceğine dahi ihtimal veremiyorum açıkçası! Nasıl bir zeka,  nasıl bir yaratıcılık ve nasıl bir özen... Her ayrıntı düşünülmüş, bütün yaratıklar - en güzelinden en çirkinine kadar- özenle yaratılmış. Ve en çok sevdiğim şey, saçlarının arasından (aslında sanırım omurilik soğanından ya da beyincikten) çıkan ve Pandora'daki tüm yaratıklarda bulunan birbirleriyle bağlanmalarını sağlayan sinir uçları (ya da adı her neyse)... Filmde de bahsediliyor bu konudan. Aynı bir bilgisayar ağı gibi işliyor bu sistem. Bir bilgisayarın bir usb belleği tanıması gibi bu sinir uçlarının iletişime geçtiği bütün yaratıklar birbirini tanıyor, anlıyor, hislerini  ve enerjilerini paylaşıyor. Bence muhteşem düşünülmüş... Başka konulara değinmeden önce, buyrun, bakın, filmden birkaç kare...









Filmin ayrıntılarına girmeden bazı başka konulara da değinmek istiyorum, çünkü ben kesinlikle izlemeniz taraftarıyım.

Değinmek istediğim konu Eywa (Eva-Havva'ya benziyor)... Kendisi kutsal ağacımız, kültürün tanrıçası. Gezegendeki herşey ona bağlı, herşey ondan gelip ona dönüyor, o bir nevi mistik güce sahip ve yaşamış olan tüm Naviler'in atalarının ruhlarını içinde barındırıyor, dilekleri duyabiliyor ve isterse gerçekleştirebiliyor. O bir enerji kaynağı, yaşam, ölüm, herşey ondan soruluyor. Tüm bunlara bakınca Putperestlik gibi görünse de Navi'lerin inanışı tam olarak öyle değil gibi de. Çünkü işin garip yanı bu ağaç gerçekten de herşeyi etkileyebilecek bir enerjiye sahip gibi görünüyor film boyunca ama aynı zamanda bir sır ağacın gerçekten bir Tanrı olup olmadığı. Yani o herşeyi birbirine bağlayan bir bilgisayar bence. Gücünün nerden geldiği ile ilgili bir ipucumuz henüz yok (sevgilime göre ikinci filmde ortaya çıkacakmış ağacın aslında ne olduğu - evet ona göre bir ikincisi de gelecek Avatar'ın sevenlerine duyrulur!).

Son olarak da filmdeki kötü karakter Komutan Quaritch'in filmin sonlarına doğru ettiği 'kendi ırkına ihanet etmek nasıl bir duygu?' sözü (ve biraz da yine sevgilim)  yüzünden aklıma takılan bir soruyu sizlerle paylaşmak istedim. Filmimizdeki Pilot Kız Trudy, Bilim İnsanları Grace, Norm (ve adını hatırlayamadığım diğerleri) ve baş rol oyuncumuz Jake Sully aslında kahramanlar mı yoksa vatan hainleri mi?

Lisedeki tarih öğretmenim 'Vatan hainliği ve kahramanlık arasında çok ince bir çizgi vardır.' demişti. Sanırım hiç de haksız sayılmaz. Buyrun cevabını siz verin...

Çok Önemli Not: Film 3D olduğu için altyazısında (belki okumaya bile gerek kalmayacaktı ama, yaptık bir hata!) zorluk çekebileceğimizi düşündüğümüz için Türkçe dublajlısına gittik. Ama siz siz olun zorunda değilseniz orjinaline gidin derim ben zira Türkçe seslendirme çok kötü olmuş, kulaklarıma inanamadım.

Ve yine bir hatırlatma:
Daha fazla fotograf için Flickr ve daha çok bilgi için Avatar Movie Official Website ziyaret edilebilir.

Sevgiler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder