27 Kasım 2009 Cuma

İsterdim...

İsterdim, isterdim... Photoshop'u süper kullanmak isterdim...

Hmm.. Bir de fotoğraf makinem kaliteli olsun isterdim...

Çok şey istemiyorum ki ben...


23 Kasım 2009 Pazartesi

AVATAR




Hakkında bir şeyler okudum merak ettim bu filmi.
Aralıkta sinemalardaymış efendim... 3D de yeni bir çağ açacak diyorlarmış, çekimleri için çok uğraşılmış, bilgisayar efektleri değilmiş sadece üzerlerinde küçük kameralar olan giysiler giymiş insanlar anında görüntü kaydı için falan filan 3-4...

Konusu ise şöyle :

22. yüzyılda geçen hikayemiz dünyadan uzak, küçük, yemyeşil ormanları ve verimli toprakları olan Pandora adlı bir gezegeni konu alıyor. Bu gezegen pek çoğu güzel bazılarıysa ürkütücü sayılabilecek bir çok yaşam formunu içinde barındırıyor.

Bu bozulmamış topraklarda boyları 3 metreyi bulan Navi adında mavi derili, kuyruklu insana benzer bir ırk kabileler halinde yaşıyor.

İlkel addedilen bu yaratıklar zeki, insanlardan fiziksel olarak daha üstün ve (saldırılmadıkları sürece) barışçıl yaratıklar.

Bu gezegeni keşfeden insanlar tabii ki boş durmuyor, ormanları araştırmaya koyuluyor değerli mineraller bulmak umuduyla. Fakat büyük bir sorun var insanlar Pandora'nın atmosferinde nefes alamıyor! Bu yüzden de - genetik mühendisliğinin de yardımıyla- AVATAR adını verdikleri bir proje geliştiriyorlar. Bu projenin amacı İnsan- Navi melezleri olan Avatar adındaki varlıkları yaratmak.

Asıl kahramanımız Jake burada ortaya çıkıyor. Kendisi savaşta yaralanarak sakat kalmış eski bir deniz piyadesi. Bacaklarını bir şekilde geri kazanabileceğini öğrenince bu programa katılmayı kabul ediyor ve o da Pandora'da nefes alabilen ve yaşayabilen, ilginç bir teknoloji sayesinde kontrol edebildiği Avatarlardan biri olarak buluyor kendini. Asıl hikaye de Pandora'ya gidip Navi Prensesi Neytiri ile tanışmasıyla başlıyor...

Benden bu kadar. Aralıkta gösterime girince öğreniriz devamında neler olup bittiğini, yeni bir çığır açıp açmayacağını ve bir şeye benzeyip benzemediğini...

Bir kaç kare filmden;




Bir de trailer efendim merak edenlere...



Daha fazla fotograf için Flickr ve daha çok bilgi için Avatar Movie Official Website ziyaret edilebilir.

Esenlikler dilerim...

19 Kasım 2009 Perşembe

İzlenmeli...

Gıda Güvenliği Hareketi


18 Kasım 2009 Çarşamba

Keşke?

Bu gün güzel bir gün...

Herkese 'pişmanlık'sız, 'keşke'siz bir hayat diliyorum.

Zaten pişmanlıklar ve keşkeler onlarla geçen günlerimizin de mahvolmasına sebep olmaz mı?  Ve daha sonra keşke o zamanlar düşünmeseydim bunları ve gönlümce yaşasaydım hayatı dedirtip bizi yine pişmanlığa sürüklemez mi?

Bu döngüyü kırmak için ne yapmak gerekiyor peki? Karşısına çıkan fırsatları tabii ki değerlendirmeli insan ama öyle balıklama dalmamalı hayata. Düşünmeli, kafa yormalı detaylara, bütün getiri ve götürülerini hesaplamalı ki pişman olmasın...

Planladığı gibi olmazsa da en azından açık bir kapı bırakmalı kendine ki üzülmesin, 'keşke'lerle zehretmesin günlerini. Keşke yerine 'bir dahaki sefere' demeyi öğrenmektir insana gereken belki de...

Her gün yeni bir sayfa ne de olsa ve o sayfaları istediğimiz gibi doldurmak da bizim elimizde, keşkesiz ve pişmalıklardan uzak. En güzel sayfalar içinse bir kaç basit kural yeter bize;


16 Kasım 2009 Pazartesi

Hayaletler, Siluetler, Gölgeler ve Gerçekler...

Uzun zaman oldu yazmayalı... Aklımda yazmak istediğim ama bir türlü dillendiremediğim öyle çok şey var ki, tüm bunları yazmak öyle zor geliyor ki yine yazmaktan vazgeçebilirim her an.

Bu aralar yalnız kalmak istiyorum aslında yalnızlık değil belki istediğim sadece insanlarla uğraşmak istememek. Ödün veren olmaktan, birilerinin peşinde koşmaktan bıkmış olmam, aslında etrafımdaki bir çok insanın 'gerçek' olmadıklarını, benim hayatımda aslında yer almadıklarını, sadece bir siluet gibi öylece durduklarını ve eğer ben görmek istemezsem onların benim orada olduğumu asla farketmediklerini görmektir belki de.

Pencerenin önündeki silik siluetler ve hayatımdaki minik hayaletler bana kendimi nasıl oluyor da bu kadar önemsiz hissettiriyor anlamıyorum... Bir zamanlar onların gerçek olduklarına inanmış olmam sanırım beni bu kadar kötü hissettiren, gereğinden fazla değer vermiş olmam onlara... (Kendime Not: Bunu yapmamayı öğrenmeliyim artık!)

Garip bir yaratık insanoğlu, his denen şey garip, onlara aldanıp mutlu olmak çok kolay. Nasıl da yaptırıyor insana her istediğini şu hisler. Geçek olmayan şeyleri gerçek sanmasını nasıl da sağlıyor! Sonra da aniden aradan çekilip sizi mantığınızla başbaşa bırakıyor ki yaptığınız hatayı aldanmalarınızı görün ve aptallığınıza gülün (!) diye.

Gülme kısmı geçtikten sonra bir süre sizi rahatsız etmiyor hisler. Mantığınız size bir daha aptal hayaletlere inanmamanızı, olmayan siluetler görmemenizi, gölgelerle konuşmamanızı söylüyor. Sizin için gerçek olanlar sizin kendinizi kötü değil iyi hissetmenizi sağlayan, sizin yanınızda olan ve her zaman olmaya hazır kişilerdir diyor. Diyor da dedim ya insan oğlu garip bir yaratık. Hisslerine yenik düşüyor, bu sefer yeni siluetler ve hayaletler, gölgeler görüyor ve onlarda arıyor mutluluğu. Fakat bu sefer daha tedbirli oluyor, akıllı sanıyor kendini, kolayca güvenmiyor, çok değer vermiyor ki yeniden aldanmasın diye, bir şans daha veriyor hislerine -sonunda yine aldanacağını bile bile!

Ah bu hisler!

Hepsi o kadar da yanıltıcı değil aslında, yani hayaletler,siluetler  ve gölgeler görmenize sebep olanlar dışında güvenebilecekleriniz de var; 'zamanında içinize işlemiş olanlar' gibi.Onlar sizi asla yanıltmaz mesela, çünkü şimdiye kadar hiç yanıltmamıştır. Hayallere sebep olmazlar onlar, gerçek olduklarını, güvenilir olduklarını bilirsiniz çünkü test edebilecek kadar 'zaman' geçmiştir üstünden. Zaten hisler zamanla değişmiyorsa gerçektir ve gerçek şeyler hep sizinle birliktedir bir toz bulutuyla süprülüp gitmezler hayatınızdan.

Belki de önemli olan şey hayaletlerin değil de hayatınızdaki 'gerçek'lerin peşinde koşmak, onlara odaklanmaktır. Böylece hayaletler sizi terkedip siluetler karanlığa karıştığında hayal kırıklıkları yaşamaz ve kendinizi boşu boşuna önemsiz hissetmezsiniz, aslında hiç de önemli olmayan birkaç gölgeyle vakit geçirmek uğruna.

Zaten terkedilmiyorsanız,zaman geçtiğinde ve his perdesi kalktığında hala ordaysa siluetler,  yalnız değilsiniz ve onlar siluet, hayalet veya gölge değil düpedüz 'gerçek'ler. Bir toz bulutuna kapılıp yok olmayacaklarına emin olabilirsiniz ve hayatınızda yeterince gerçek olduğunda inandığınızda artık aramaktan vazgeçebilirsiniz, geçmelisiniz. Artık benim de yapmaya çalışacağım gibi...

Benim çıkardığım ders budur...

"Gerçekler acıdır" derler, belki de öyledir; acıdır, acıtır ama eminim ki hayaletlerden, siluetlerden ve gölgelerden daha az zararlıdır onlar çünkü hayatınızı oyun, sizi oyuncak etmezler, sayıları azdır ama asla kolay değildir gerçekler, bulması ÇOK zordur ve ÇOK zaman alır... Sonuçta size kalan ise güvendir; hayata, kendinize ve seçimlerinize duyulan...

(Kendime Aferin: İyi ki vazgeçmemişim yazmaktan... İçimi dökmekmiş asıl istediğim, cesurca...)