Efendim, öncelikle belirtmek isterim ki ;
I'm a fanglover... Ama biliyoruz ki
'God hates fangs'...
Ben küçükken oldukça hareketli bir çocuktum ve diğer çocukların aksine garip oyunlar oynar ve etrafımdaki diğer 'gönüllü' insanları da bu garip oyunlara alet ederdim...
Millet evcilik oynarken ya da doktorculuk, öğretmencilik ben kovboyculuk oynardım, prensesçilik, cadıcılık, dedektifçilik... Calamity Jane, kötü profesör, dedektif, cadı, büyücü falan olurdum, büyük kuzenlerin yanındayken de prenses, çünkü cadı rollerini onlar kapar beni yakalayıp yerlerdi falan...
Bahçenin duvarlarından atlar, asitli göllerden, eriyen kapılardan geçer, büyüler yapar, ellerinde kılıçlar, tabancalarla ordan oraya koşar, büyüteçlerle ipucu aramak zorunda kalırdı benimle oynayan çocuklar. Evcilik de oynadığımız olurdu tabi bebeklerle, çay setleriyle evde oturup... Ama genelde bu tarz oyunları daha bir severdim ben... Hatta babam bana üzerinde 'Özel Dedektif D.T.' yazan bir kimlik bile yapmıştı.
Böyle oyunları da filmleri de çizgi filmleri de çok severdim ben, içinde özel dedektifler, kovboylar, cadılar,ejderhalar, canavarlar olan... Macera dolu, doğaüstü şeylere bir ilgim vardı hep, ne zaman nasıl ve 'neden' başladı bilmiyorum ama... Tek bildiğim şey normal olmayan şeyleri ben hep sevdim, hala da çok severim.
Neyse, vampir sevdasına düşmem de doğaüstü şeylere bayıldığım bu zamanlara denk geliyor işte. 'Küçük Vampir' diye bir kitap aldığımı, Vampirella, Korku gibi çizgi romanları okuduğumu hatırlıyorum sık sık... Dolayısıyla benim bir Fanglover olmam hiç de şaşırtıcı değil benim için.
Vampir denen yaratığı seviyorum çünkü: Çok gizemli, aynı zamanda hem çok güçlü hem de çok zayıf. Yani yüzyıllardır yaşıyor, dünyanın tüm sırlarını biliyor neredeyse, olan biten herşeye tanıklık etmiş ama güneşe çıkamıyor çünkü 'lanetli'; sadece geceleri yaşamaya ve avlanmaya mahkum.
Yüzyıllar boyunca insanlar onların yaşadıkları yerleri bulup kalplerine tahta bir kazık çakarak onları öldürmeye çalışmış. Canavar oldukları anlaşıldığında başka yerlere gitmek zorunda kalmışlar yaşamlarına devam etmek için. Bu arada insanları kandırmayı da ihmal etmemişler tabii ölümsüzlük vaadleriyle, kendilerine onlarca gönüllü bulmuşlar onlar için çalışan veya kanlarını emebilecekleri. Bunlar zaten bilinen şeyler herkes tarafından ama bu aralar değişik türde vampirler çıkıyor piyasaya ve ben çok şaşırıyorum...
Yeni bir vampir furyası başladı şu Twilight Saga ile... Öncelikle vampir denen şey lanetlidir, karanlığa mahkumdur, dolayısıyla güneşe çıkıp 'parlayamaz'. Ama aşık olabilir, ona lafım yok. Bu aşk da sanıldığı gibi evlenip çocuk sahibi olmakla sonuçlanmaz! Çünkü vampirler 'ölü'dür! Çocuk sahibi olmak demek onlar için yeni vampirler üretmek demektir, kanını emdikleri insanı vampire dönüştürürlerse bu yeni vampirler onların 'çocukları' sayılır! Yani normal bir şekilde bir ölümlü gibi ilişkiye girip çocuk sahibi olamazlar!
Fakat aşık olurlar çünkü ölümlü hallerini, geçmişlerini ve kaybettikerini özlerler, acı çekerler, onları karşılarındaki kurbanla özdeşleştirdiklerinde ise o insana kıymazlar, o insanın kanını içmezler ama başka insanları öldürmeye devam ederler. Çünkü canavardırlar... Kendi ölümlülüklerini, karşılarındaki insanın yaşamından izlerler. Vampirin aşkı bu yüzdendir. Ama eninde sonunda o ölümlünün de hayatı sona erer, ya doğal yollarla ya da vampire dönüştüğünde. Çünkü ölümlüler vampirlere aşık olur, onların hisleri vardır ve normal insanlara 'ölümsüzlük' çok matah bir şey gibi gelir,sonsuza kadar aşık oldukları adam veya kadınla olmak isterler... Bu yüzden sonuçta pek çoğu vampir olur bu aşıkların.
Twilight'dan çok hoşlanmamamın sebebi bu sanırım... Yani ordaki vampir lanetli değil ki, güzel... (bkz. Bella replik '
You're beautiful...' Onların bir mahkumiyeti yok karanlığa, kan içiyorlar ama eksik işte lanet böyle olmaz... Aşık olmuş Edward, tamam olabilir. Kız ölümlü, olabilir. Onun vampir olmasını istemiyor, mantıklı. Ama hayır efendim güneşte parlayamaz, doğal yollardan çocuk sahibi olamaz... Maalesef her iki film de çok yavaş ilerliyor. İlkinde bir kötü vampir, ikincisinde kurtadam hikayesi çıkardılar ama olmamış, olmuyor, çünkü dediğim gibi bu bir vampir filmi değil, aşk filmi... Zaten pek çok kişi de aşk filmi olduğu için bu kadar seviyor!
Bir de True Blood var. O da çok eğlenceli, ordaki vampirler de hikaye de daha gerçekçi, onda da aşk hikayesi var ama göze batmıyor o kadar. Fakat True Blood'ı izlenebilir kılan şey kesinlikle aşk hikayesi ya da vampirlerin gerçekçiliği değil,
pornografi... Cincel içerikli sahneler yüzünden izleniyor daha çok, yani vampir severler vampirler için izliyordur belki ama pek çok kişi cinsel içeriği yüzünden izliyor maalesef... Bütün vampir filmlerinde vardır efendim cinsel içerik, ama bu kadar abartılı değil...
Yani sözün özü benim gibi gerçek '
Fanglover'ların izleyebileceği kaliteli bir vampir filmi-dizisi bu aralar yok... Açıkçası
Hunter'ların vampirleri öldürme uğraşını ya da
vampir- kurtadam savaşını izlemeyi tercih ederim, çünkü vampir demek
kan demek,
güç demek,
savaş demek...
Şimdilik TruBlood'la idare ediyorum, bazı kısımlarını '
artık bitsin, n'olur birazcık aksiyon görelim! ' diyerek izliyor olsam da! Bir de '
Vampire Diaries' varmış, onu bir deneyeceğim bakalım. Belki azıcık daha iyidir... İzlenimlerimi paylaşacağım efendim...
Sevgiler...